çeyrek asırlık mutluluğumuz...

bilen bilir benim kardeşime olan düşkünlüğümü.. onu herkesten ve herşeyden üstün tuttuğumu ve onun için yapamayacağım şeyin olmadığını.. ki yaptığım bi çok kıyaktan birini burada da belirtmiştim.

ben tutturmuşum zaten kardeş isterim diye.. ihtilal sonrası babamla annem de babamın gördüğü işkencelerden dolayı hala “çalışıyor mu” diyerek deniyorlarmış uzun süredir..

birkaç yıl sonra işe yaramış.. doğduğu günü, hastaneye babamın arkasından gizlice girişimi, annemin üstündeki sabahlıktan, beşikte kardeşimi ilk gördüğüm anı ve kucağıma alışımı dün gibi hatırlıyorum henüz 6 yaşında olmama rağmen.

dün de doğum günüydü işte.. annem yıllardır tam doğurduğu saatte öper bizi. benim ki neyse de (akşam 7 olduğu için) kardeşimin ki, onun açısından hep sıkıntı oldu. gecenin 3buçuğunda doğduğu için annemin onu öpmesi bi çok kez sorun yaşatmadı değil hani..

ve dün 25. yaşını kutladık. ne zamandır başımın etini yiyordu "abi plak çalar bozuk", "abi iğne alalım", "abi gidip yaptıralım şu müzik setini" demekten çocuk ta bıktı..

en sonunda argeusuma gelen hediye ile dank etti kafama.. buydu işte istediğim şey.. koşa koşa gittim mağazaya.. eve nasıl sokacağımı bilemedim ama annem sağolsun GS maçına denk getirdi ve girdim içeri ev ahalisi tam arda'ya küfür ederken..

dün gece verdik hediyesini.. anladım ki biraz da kendim için almışım.. tabi babam atladı hemen “salona niye koymuyosun daa.. klasik müzik dinleriz..” şeklinde kendiyle bağdaşmayan bir cümle kurdu, annem de artık eski plaklarını çalabileceği için sevinçliydi tabi.. bir de yeni liste verdi, tamamı zeki müren'lerden oluşan..

anlayacağınız çeyrek asırlık mutluluğumuz dün yine sevinç kaynağımız oldu bizim.. “iyi ki doğurmuşsunuz” dedim dün yine.. ve içimden söyleyerek devam ettim,

“benim yaşama tutunduğum en kalın dalı iyi ki doğurmuşsun anne…”

nan siz benimle dalga mı geçiyorsunuz..

yaw kardeşim zaten beynim inanılmaz IQsuna (lan ben hala ukalayım nan) rağmen hata vermeye başladı, hangi işi yapacağımı karıştırdım ki bi toplantı sırasında abim sağolsun bambaşka bir konuda mail atarak beynimin sağ lobunu sol lobundan bağımsız çalıştırmaya zorladı..

bu da yetmezmiş gibi sözleşme konusunda amerikalılarla beni muhattap etti.. ki muhattap dediğim gelen bir mail ve o maile cevap vermek olacaktı..

ben de ne güzel kurmuşum cümlelerimi baktım ki mail adreside ester@ diye başlıyo dedim biraz kibar kurayım cümleleri.. yazmışım değişiklikleri göndermişim taş gibi mailimi...

anam bi geldi mail ben şok.. lan küfür mü etmezsin, elindeki kalemimi fırlatmazsın.. zaten akşam olmuş 7 ben hala bürodayım.. sinirlerim bile acıkmış.. herif mi kadın mı ne olduğunu bilmediğim kişi cevap yazıyor..

"sağolun"

lan bi s..tir git yaaa... bi de altında "Sent via BlackBerry from T-Mobile" yazıyo..

lan tam gıcık oldum şimdi haaa.. bende niye yazmıyo bööle ileti yaaa..

ben oynamıyorum yaaa.. çıkıyorum bana ne..

akşam oldu, ezan okundu, annem yemeğe çağırdı, ben hala kimlerle uğraşıyorum..

"minicik" şeyden nasıl da mutlu oldum...

inanamıyorum yaaa...

ben normalde ayna olmadan yapamam... yani aynaya bakmadan hayatta tutturamam deliği.. en azından uzun zamandır başaramıyorudum.. ya denk gelmiyordu ya da tam denk geldi derken kayıyordu..

sokmayı başarınca da yanlarına çarpıyor, ya acıtıyor ya da kanıyordu.. sinir harbi içinde geçiyodu anlayacağınız "ufacıcık" zevkim...

ama başardım.. az önce banyodan çıktıktan sonra.. tek başıma.. ayna olmadan başardım..

o küpeği kulağıma taktım...

çanlar benim için çalıyor...

gördüğümde inanamadım.. nasıl olurda bir anda bu kadar çoğalırdı.. hemen kardeşime gösterdim, suratında önce pis bi sırıtma belirdi sonra yerini densiz espriler aldı..

“abi laa, karizmatik oldun bak şimdi.."
"abi laa, haşmet babaoğlu gibisin şerefsizim.."
"abi laa, yaş aralığında genişler senin şimdi..”

yaw bu cümlelerle gururumumu okşadı benimle dalga mı geçti bilemedim..

neyse daha sonra anneme gösterdim “anne baaaak gördün müüü” önce bi şaşkınlık annemde noluyo bu koca herife diye bi bakış gördükten sonra da “e bi zahmet artık” demez mi.. ikinci bi şoku da annemden yemiştim..

babam geldi ne oluyo ne gülüyosunuz diye.. "aha dedim bak ne var buralarda.." alaycı bi ifadeyle bana baktı.. "dalga mı geçiyosun benimle" dedi.. aslında o da haklı onun için çok normal artık bunlar..

farklı bakıyorum artık aynaya.. biraz richard gere, biraz george clooney havasında, ama daha çok ben tabi.. büyüdük artık yaaa ve doğa heryerde yüzüme vuruyor bunu.. devamlı bi sinyal gönderiyor.. hani hoşuma da gitmedi değil yaa..

neyse ben gideyim de yeni tarzımı belirleyeyim bu yeni durumuma göre..

haa bu arada, kırlaşmış sakallar harbi yakıştı bana… ;)

ISO standartlarında müzik dinliyoruz...

efenim malumunuz iso belgesi günümüzde zorunluluk teşkil eden bir belge.. firmalar pek sallamaz, zaten bazı durumlarda sallanacak gibi değil hakkaten.. gelen denetmenler de bu durumu tersine çevirmek adına çok uğraşıyorlar tabi.. ama bu bize gelenler için geçerli değilmiş..

bugün siyahlara bürünmemden, küpemi bile siyah halkayla değiştirmemden ve sanırım en büyük etkenin büronun sıcak olmasından kelli gömleğimin kollarını kıvırmamdan dolayı açığa çıkan dövmemden ötürü gelen denetmenler, merhabalaşıp hal hatır sorduktan sonra ilk cümleleri şu oldu.

- LA bey crossroad grubunu biliyormusunuz overall da çıkıyorlardı, gerçekten süper bir metal grubudur.
(hönk… nası yani.. kim.. overall derken..)

- sohbetimiz kesilmesin size şu sertifikaları verelim de hemen..
(sohbet derken.. ama klasörler.. denetleme..)

- aslında çok iyi müzisyenler ama maalesef bir çok ankaralı grup gibi harcanıyorlar..
(müzisyen derken.. mühendis olmasın biz de genelde mühendis çalışır..)

- tabi bunda stüdyoların çok iyi olmaması ve parasal mevzularda var..
(stüdyo? valla bizim ofisimiz var.. iyi sayılır ama.. parasal mevzumuz da fena değildir aslında..)

yunanistan turneleri var mesela yakında oraya gidecekler..
(yok bizim yunanistanda bi işimiz.. alman ortak var ama o da sayılmaz herhalde..)

- tabi üç beş kuruş bişey kazanıyorlar müzisyenler o yüzden başka işler de yapıyorlar..
(valla bizim mühendisler üç beş bin alıyorlar bizde kuruş yok..)

- bu arada aklıma gelmişken şu formu da doldurup imzalarsak..
(şükür geliş sebebinle alakalı bi konuşma geçti..)

- imzaların hepsini siz atın önemli değil..
(yuhh artık..)

- tekrar görüşmek üzere LA bey.. dediğim gibi aralarında bazı formları kullanmanızı öneririm yararlı olacaktır sizin için..
(dediğin gibi miii!!.. ne zaman dedin be adam..)

ne o kalite yönetim sertifikamız var.. böyle şirkete böyle denetçi gelirdi zaten..

gözler kalbin aynasıymış...

sabah yine bi kalp ağrısıyla uyandım.. alıştım artık buna.. mecazi olduğunu sanırdım ama değilmiş. bir yıldır her kalktığımda ‘O’nu düşünüp kalbim ağrıyor ve nefes almakta zorlanıyorum.. geçer dedim ama geçmedi..

yine yarım yamalak bi kahvaltı..
yine aynı düşünceler..
yine aynı yol..

evden çıktıktan sonra perşembe olduğu aklıma gelince atakulenin karşısındaki bayide buldum kendimi. yıllardır hiç üşenmeden her hafta oynadığım iki sayı dizisini karaladım bir umut ve birkaç hayalle..
o
ödeme yaparken bir bayan ki yaşları 50 den biraz fazla olduğunu düşündüğüm bi bayan devamlı bana bakıyordu. önce "yakışıklıyım ulan" dedim içimden bakıyorlar her yaşta.. sonra fark ettim ki bu başka bi bakış.. tam çıkmak üzereyken bana doğru hamle yaparak kartvizitini uzattı.

- öyle çok acı çekiyorsunuz ki gözlerinizden fışkırıyor.. bunun fiziksel bi acı olmadığı çok aşikar. lütfen müsait olduğunuzda bana uğrayın sizi dinlemek isterim..

o kadar karma karışık duygular geçti ki içimden.. önce şaşkınlık, sonra bu ne cüret diyerek sinirlenme, tam öfkelenip cevap verecekken, söylediğine hak vererek bi duraksama, arkasından bahsettiği acıyı içimde tekrar hissetme ve verdiği karta dikkatli bir bakış..

çok ciddi görünen ama konuşurken çok güleryüzlü bir bayandı. teşekkür ettim ve gittiğim biri olduğunu söyledikten sonra “ama bir gün mutlaka uğrayacağım” dedim.

oradan uzaklaşırken elimde süper loto kuponuyla hayaller ve gerçekler arsında büroma doğru yürümeye başladım. bir gün o hayallerin gerçek, gerçeklerin ise yalan olduğunu umarak…

cumanın hüznü bi başka oluyo beee...

ooof anam offf… yoruldum anacım… iş olsa bi dert olmasa başka dert.. boş olduğumda sıkılıyorum, iş güç yok diyorum dert yanıyorum.. iş olduğunda canım çalışmak istemiyor çok yoğun oluyorum diye dert yanıyorum.. valla benim de işim zor çevremdekilerin de..

neyse hafta bitti. maalesef insanın arkadaşlarının tamamına yakını öğretim görevlisi olunca bilim ağır bastığı için cuma akşamlarını bile seminerlerde konferanslarda geçiriyorlar.. size de eve gidip boş boş pineklemek düşüyor..

ne zamandır tunalıyı turlamamıştım.. zaradan başlayarak önce bi mini karum turu sonra d&r derken paşabahçe, ordan geri belki gloriada sıcak bi oregon chai, eve giderken elimiz boş gitmesin diye çıtır simite bi ters dönüş, evde beni bekleyen earl grey demlenmiş çay.. nan daha ne isteyim beee… yuhh be oğlum LA

al günlük aha da sana yazı.. yaw düşünüyorum da eskiden günde bir yazı yazardım ne boş adammışım bee.. şimdi kafamı kaşıyacak vaktim yok onun için bile sekreter almayı düşünüyorum.. (yerseniz…)

ben yavaş yavaş çıkar.. hafta biter.. LA’de bi hüzün başlar, tarifi imkansız..

bazen erkek başıma yalnız dolaşmak güzel be diyorum.. sonra bişey beğeniyorum.. yanıma dönüp bu nasıl diyorum.. ama cevap gelmiyoo.. alışmışım anam alışverişe yalnız çıkmamaya.. şimdi bütün çalışan hatunlar biliyolar beni, artık fikirlerini söylüyorlar.. eskiden yemiyodu tabi.. yaklaşamıyorlardı.. tarzımı bile öğrendiler bu size olmaz yeni bişey geldi onu verelim diyolar.. valla hoşuma da gidiyor aslında… ya da kendimi avutuyorum..

ankarada yağmur hafif çiseliyor. seviyorum yağmurun bu halini hem saçlarımı toplu tutuyo, hemde insanı daha dinç yapıyor sanki.. ayaz olmadığı için de bu soğuk güzel geliyo insana.. seviyorum bu şehri yaa.. sevmeyenide sevmiyorum.. bu kadar da açık konuşuyorum..

bu arada bi izmir seyahati planlıyorum fotoğraf makinesını sıfırlayıp alsancak, güzelyalı, asansör gezip fotoğraflamak istiyorum… nerden esti bilmiyorum..

nan yazıyı bitiremiyoruuuum…yaw hadi gittim yeter daaa… uzattıkça uzattım..

bir bayram daha "geçti"

bu son olsun diyecem ama bilmiyorum olur mu.. bir daha bayramda ankarada durursam 33 olsun.. hatta türkiye de bile durmayacam.. bu ne yaaa..

NYG ve güvercini annesinin hastalığı dolayısıyla bayramda daha çok refakatçi modunda ev ziyaretinde geçirdiler, neyseki soğuk algınlığını aile sıcaklığıyla yenmiş.. baytar ve vet eşi de balıkesirde kaynana ziyaretinde geçirdiler, dünyanın en uyuz arkadaşı argeus’un ne yaptığını bile bilmiyorum tez yazıyorum diyecek biliyorum ama insan bayramda yazmaz bari.. evlerimizin arası 100 metre bile değil düşünün artık.. hiç mi ara vermedin be adam.. insan bi play station oynayalım der be. aleaf 'te bayramda ev hapsinde kalınca bayramını kutlarken bile "elma şekerim nerde" diye bana çemkirdi.. nan millet de sevgilisine kızıyo benden çıkarıyo hıncını..

yani anlayacağınız koca bayram evdeydim ve ilk gün dışında hep aynı geçti. biz ilk günler kabeyi ziyaret eder gibi anneanneme gittiğimiz için ilk günlerin yeri farklıdır.. kabe yerine yemek masası etrafında dönülür ve yer beğenilir.. şeytan taşlama kısmı benim için tatlıların içindeki cevizleri özlem manyağının kafasına atmakla eşdeğerdir..

ama sonraki günler tam bir zülumdu benim için.

sabah kalk, kahvaltı yap, oyun oyna, kitap oku, yemek ye, oyun oyna, kitap oku, yemek ye, oyun oyna, kitap oku, yemek ye, tv seyret uyu…

bu senaryodan hiç sapmadan 3 gün boyunca bunları aynı sırayla yaptım… yani sanat filmi çeksem yeridir. kısa film dalında kesin bi ödül alırdım. konuşma yok, atraksiyon yok, toplumsal mesaj veriyorum devamlı.. iğrençti yani…

anlayacağınız bayram bana “geçti” neyse ki son gün gelen telefon benim biraz yüzümü güldürdü.. istediğim deri ceket sonunda geldi.. bugün gidip alayım da suratsız halimi biraz düzelteyim bari.. gerçi o parayı verince suratım yeniden düşecek gibime geliyo yaa du bakalım.

neyse herkesin geçmiş bayramı kutlu olsun.. hala bu bayramın anlamını anlamayan insanlar olduğunu ve o bakımdan gereksiz olduğunu düşünüyorum o da ayrı konu.. haa bi de pazartesi neden işe başlanmaz ki.. 4. günde bayram kutlamasan ne kaybedersin.. saçmalık.. nasıl birleştiriyorsan tatilleri o şekilde iptal da edebilirsin bence son gününü.. ne uzatıyorsun yani.. pazartesi başlayalım işe işte neden kafa karıştırıyorsun.. hangi gün olduğunu anlayamıyorum anladığımda tekrar haftasonu oluyor. Saçma sapan bi kafa karışıklığı..

nan ne uyuz bi yazı oldu tam dayaklığım haa.. her şeyi beğenmeyen herkese çemkiren bi tip gibi.. neyse yemeğimi yiyimde kendime geleyim.. önce saçma sapan bi toplantı sonra ceket beni bekler.. hadi kendinize iyi davranın benim gibi eziyet etmeyin.. emiii…

bir telefon konuşması...

bürodayım, kafam anlayamadığım bir meşguliyet içerisinde ve ben de kafamı dağıtmak istedim...
o
tam bu sırada telefon çaldı..


- waaay naber yaaa..

- iyidir senden naber, napiyosun sesin soluğun çıkmıyo..

- yaa ne olsun yaa bürodayım çiçekleri suluyorum..

- yuhh bu saatte… kaç çiçek birden suluyon..

- bu işin saatimi olur oğlum.. 2 tane çiçeğim var onları suluyorum.

- e ben engel olmayayım sonra kouşuruz..

- yok bee saçmalama sonra devam ederim.

- yok yok bırakmaya gelmez sen kaldığın yerden devam et. a.q. bir de nazire yapar gibi iki tane diyon..

- lan ne naziresi ne diyon oğlum… :S yuuhhhh puhahahahahahahahaha...

- ne gülüyon laan. yalan mı biz rakıyı sek içemiyoruz sen karıyı duble götürüyon…

- puhahahahaha… lan oğlum ben gerçek çiçeklerden bahsediyorum..

- puhahahahahahahahahaha lan bildiğimiz çiçek mi suluyosun.. gay misin lan..

- yok lan asabiyim.. rahatlıyorum..


ps: aslında bu geyiğin dibine vuracak kapasitede biri olmama rağmen anlayamamış olmam benim gerçekten iyi olmadığımı gösterir zanlımca..

çocuklar büyüdükçe çocuk sayısı bir artar mı?

maalesef teyzemin rahatsızlığından dolayı hastaneye yatması sonucu annemin refakatçi kalmasıyla bi kaç gündür 3 erkek bekar hayatı yaşıyoruz.. normalde yemek yaparım ama nedense hiç içimden gelmediği için hazır gıdayla besleniyoruz..

dün de pederin "evde bişey yok akşam ne yiyecez, bişeyler alalım" önerisini kardeşimin iştahla karşılaması herhalde çocukcağız hazır gıdadan bıktı dedirtti bana..

akşam 3 erkek migrosun yolunu tuttuğumuzda başıma geleceklerden habersiz kafamda ne alsak diye saf saf düşünüyordum..

kapıdan girer girmez kardeşimin dergi reyonuna yönelip GS dergisini alması, babamın "kuruyemiş reyonu nerdeydi" diyerek hızlı adımlarla o reyona doğru ilerlemesi ile bendeniz kapının girişinde ‘şey’ gibi kaldım afedersiniz. sağıma bakıp meyve-sebze reyonunu görüp “ben de bari meyva alayım sonra buluşuruz” demem ve bunu duyan tek kişinin yanımdan geçen 60 yaşlarındaki bir kadının olması ve pis bir tebessümle beni onaylaması ile "nooluyoz nan" diyerek kendime geldim. hemen meyve reyonuna kafamı sokup aklıma gelenleri aldım.

sonra şarküteri kısmına geçtiğimde üçümüzün elinde de dolu sepetleri görünce aha dedim bu alışveriş bitmez.. neyse kardeşimi çikolata, babamı da içki reyonundan topladıktan sonra sepetlerde gördüklerim beni bi şoke etti zaten.. kardeşim çıkarken kaba bi hesabını yaptığım 18 liralık çikolata almıştı ve babamda bi elinde bilimum kan yapan ve güç veren kuru meyveler diğer elinde de doluca şarap şişesiyle “kırmızı şarap bitti evde daaa..” seslenişiyle beni bitirdiler zaten. "hayırdır baba son kan tahlilinde alkol seviyesi normalin altında mı çıktı yoksa" dedim ama pek oralı olmadı tabi..

kasaya doğru ilerlerken babamın günün sorusunu kasanın önünde sormasıyla ben de ipler koptu zaten.. “eee akşama ne yiyecez” hah işte ben de tam sebebi ziyaretimizden bahsedecektim baba gerçi yarım saat geçti ama olsun... kardeşimin "sucuklu yumurta yapalım" demesiyle neyseki ortam bir anda yumuşadı ve çıkarken 1 torba çikolata, 2 torba içki, iki torba meyve ve 1 torba kuruyemişle birlikte son anda aldığı iki ekmeği guvuvla taşıyan babamı ve daha kasada kız barkotunu okuturken bile çikolataları yemeye başlayan kardeşimi görünce dedim annem çocuklarım büyüdü diye seviniyo ama üstüne bi çocuk daha olmuş haberi yok..


hee asıl komedi eve gelince yumurta ve sucuğun bitmiş olmasıydı.. paşa paşa oturup peynir, zeytin yedik yine tıpkı önceki günler gibi.. ne o biz migros alışverişi yaptık. afferim bize.